31 Ekim 2009 Cumartesi

Hamilelikte yaşanan değişimler


Kadınların hamileyken güzelleştiğine dair türlü rivayet vardır. Güzelleşme konusunu bilemeyeceğiz ama pigmentasyondaki değişiklikten ötürü, saç ve ciltlerinde pek çok değişim yaşadıkları kesin.

Hamile kadınların ayrı bir güzel göründükleri söylenir. İçlerinde yeşeren yeni bir hayat taşıdıklarından, bunun mutluluğuyla ışıldarlar. Ya da en azından bize empoze edilmeye çalışılan budur. Gerçekte ise işler bundan biraz farklı olabilir.
Hamileliğiniz esnasında güzel görünmekten çok uzak olduğunuzu düşünebilirsiniz. Şüphesiz ki görüntünüzde pek çok değişiklik saptayacaksınız, özellikle de cildinizde ve saçlarınızda. Bu nedenle cildinize ve saçınıza uyguladığınız bakımda da değişiklikler yapmanız gerekebilir.
PİGMENT DEĞİŞİKLİKLERİ
20. haftadan itibaren cildinizdeki değişim fark edilir hale gelir. Cilt rengi koyulmaya başlar. Ancak cildiniz çok açık renkse, ya da kızıl saçlıysanız, farklılık görmeyebilirsiniz.
OLASI DEĞİŞİKLİKLER ŞUNLARDIR:
• Meme uçlarının rengi koyulaşabilir. Ayrıca meme uçları büyüyebilir ve daha belirgin hale gelebilir. Meme ucu etrafındaki kahverengi olan bölge genişleyebilir.
• Göğsünüzün ortasından karnınıza inen koyu renk bir çizgi fark edebilirsiniz.
• Bazı kadınların yüzlerinde maskeyi andıran bir renklenme görülebilir, ancak bu genellikle yüzün her yanına yayılan düzenli bir renklenme değil, dağınık ve bölge bölgedir.
• Güneşlenme sonucunda cildinizin aldığı renk, cildinizdeki pigmentlerin düzensiz dağılımı nedeniyle, eşit olarak dağılmamış bir renk olabilir. Güneşlenmenin bebeğinize herhangi bir zarar verdiğine dair herhangi bir bilgi olmamasına rağmen, güneşlenmek sizi rahatsız edebilir. Çünkü sizi rahatsız edecek kadar sıcak gelebilir, baş dönmesi yapabilir.

CİLT YAĞLANABİLİR, YA DA KURUYABİLİR
Cildiniz kuruysa ve kaşıntı varsa, nemlendiricili banyo ve duş ürünleri işe yarayabilir. Şansınız gerçekten kapalıysa, o zaman sürekli kaşınma problemiyle karşı karşıya kalabilirsiniz. Kaşıntı özellikle gövdenizde görülür. Bu, nadiren karaciğer ve böbrekleri etkileyen bir hastalık olan kolestazın (tıkalı safra yolları hastalığı) belirtisi olabilir. Bebeğinize zarar verebileceğinden doktora başvurmak en iyisi olacaktır.
ÇATLAKLAR
Çatlaklar daha ziyade karın, göğüs ve üst bacaklar ve basende oluşur. Bunlar, genelde 6. aydan itibaren görülmeye başlanır. Çatlakların sebebi, ciltteki esnek liflerin kopmasıdır. Renkleri önceleri kırmızıyken, daha sonra cildin kendi rengine dönmeye başlarlar. Bunların önlenebileceğine dair herhangi kesin bir kanıt bulunmamasına rağmen, bazı uzmanlar hastanın çatlaklar kırmızıyken tedaviye başlaması halinde bunların bir ölçüde iyileştirilebileceğini belirtmektedirler. Çatlaklar için hazırlanmış özel jel ve kremler, acıbadem gibi bol yağlı kremler de cildin esnekliğini sağlamada faydalı olabilir. Ancak liflerin kopması cilt yüzeyinin altında gerçekleştiğinden, bu ürünlerin ne kadar faydalı olacağına dair kesin bir şey söylemek zordur. Çatlaklar genellikle kalıtımsaldır. Yani annenizde varsa, sizde de olması muhtemeldir.
SAÇLAR
Saçınız hamilelik esnasınsa parlak ve kalın görünebilir. Bunun muhtemel nedeni, günlük olarak dökülen saç miktarının bu dönemde azalmasıdır. Doğumdan sonra saçlarınızın eskisi gibi daha çok dökülmeye başladığını gözlemeyebilirsiniz. Ancak bu dökülme çok fazla olursa, doktorunuza danışabilirsiniz.

Hamilelikte sıkça sevişin.... :) Hımm hadi gene iyisiniz..


Bilim dergisi New Scientist"ta yayınlanan araştırmaya göre, sık cinsel ilişki, dölüt (cenin) gelişimini olumlu etkiliyor; düşük veya ölü doğum ihtimallerini azaltıyor.
Uzmanlar oral seksin dahi ileride rahimdeki yavruya yararlı olduğu görüşünde.
Biyoloji uzmanları döllenmeden önce 1 yıl boyunca sık düzenli cinsel ilişkinin, bebeği, olası birçok hastalıktan koruyabileceğini belirtiyor.
Eşiyle bedensel bütünlüğe daha derinden sarılan bünyede bağışıklık sistemi daha iyi gelişiyor ve bebek bundan yararlanıyor.
Kadın bünyesinin cenini ret olasılığı da böylelikle azalıyor.
Çünkü bilim adamlarına göre, sık sekste kadının bünyesi erkeğin yabancı proteinler taşıyan spermasını daha iyi tanır duruma geliyor ve uyum sağlayarak bağışıklık sistemini bebeğin yararına güçlendiriyor.

Hamilelikteki yüz lekelerine çare


Çoğunlukla 4. ya da 6. aya doğru, yüzde bir maske oluşturabilecek kadar çok sayıda, küçük kahverengi lekeler ortaya çıkar. Bu hamilelik maskesidir. Genelde, çocuğun doğumundan sonra lekeler kaybolur. Ancak bu her zaman doğru değildir. Hamilelik maskesini engellemek için tek bir önlem vardır. Yüz güneşte kalmamalı. Çünkü hamilelik maskesi yalnızca, güneş etkisiyle oluşan hormonal değişiklikler yüzünden gelişir. Hamileliği önleyici bir hap alarak güneşe çıkarsanız da hamilelik maskesi gibi kahverengi lekelerin ortaya çıktığı görülür. Yaz veya kış olsun özel bir krem sürdüyseniz güneşe çıkın ya da büyük bir şapka takın.

Gebelikte fazla kilo almak riskli


İsveç bilim adamlarının araştırmasına göre, hamilelik süresince 16 kilogramdan fazla ağırlaşan kadınlarda bir yıl sonra 5,5 kilogramın kalıcılaştığı belirlendi.


Stockholm’deki Karolinka Üniversitesi Hastanesi’nde obezite uzmanı Dr. Yvonne Linne ve ekibi, Stockholm’de 2342 hamile kadının kilo durumlarını, doğumdan 1 yıl ve 15 yıl sonra izledi. Linne, Prag’da Avrupa Obezite Kongresi’nde yaptığı açıklamada, hamilelikte 12 ila 14 kilogram alınmasının normal olduğunu, ancak bundan fazlasının sorun yaratabileceğini söyledi.

Anne adaylarının, hamilelik süresince ortalama 12 kilogram ağırlaştığını, ancak bu kiloların büyük bölümünün doğumdan sonraki bir yıl içinde verildiğini belirten Linne, “16 kilogramın üzerine çıkılırsa, kilonun kalıcı olma riski vardır ve obeziteye doğru bir eğilim başlar” dedi. Araştırmaya göre, hamilelik süresince 16 kilogramdan az kilo alan kadınlarda, bir yıldan sonra ortalama 1,4 kilogramın kalıcı olduğu saptandı. 16 kilogramdan fazla ağırlaşan kadınlarda ise bir yıl sonra 5,5 kilogramın kalıcılaştığı belirlendi.
MAKUL BİÇİMDE BESLENMELİ
Linne, bazı kadınların emzirme döneminde kolayca zayıflayacakları gerekçesiyle kilolarını kontrol etmediklerini, ancak araştırmalarının emzirmenin kilo durumuyla bağlantısı olmadığını ortaya koyduğunu söyledi.
Hamilelik süresince diyet yapılmaması gerektiğini belirten Linne, makul biçimde beslenmeye devam edilmesini önerdi.
Linne ve ekibinin halen araştırma kapsamındaki kadınların çocuklarını izleyerek, hamilelikte alınan kiloların, çocukların ağırlıklarında belirleyici etkisi olup olmadığını saptamaya çalıştıkları belirtildi.

Bebeğinizi doğru emzirin!


Anne sütünün yararları nelerdir?
Anne sütünde bebeğiniz için gerekli besinle doğru miktar ve oranlardadır ve anne sütü ile beslenen çocuklarda başta enfeksiyon hastalıkları olmak üzere birçok hastalığın ve allerjilerin görülme sıklığı azalmakla birlikte beyin ve zeka gelişimi daha iyi olmaktadır.
Anne sütü ile beslenmeye hastanede başlanmalıdır?
Anne sütü ile beslenme hem bebeğiniz hemde sizin için bir öğrenme sürecidir. Göğüslerinizde zaten erken süt, diğer adıyla kolostrum mevcuttur. Bebeğiniz bu sütü, doğumdan hemen sonra almaya başlayabilir. Kolostrum onu birçok hastalıktan koruyacaktır. Hastahanemizdeki deneyimli bebek hemşireleri anne uygun olur olmaz zaman hemen emzirmeyi başlatacaklardır.
Bebeğinizi en azından her 2-3 saatte bir veya günde 8-12 kez emzirmeniz gerekir. Eğer emmek istemiyorsa bir yarım saat-1 saat sonra tekrar deneyebilirsiniz ancak ilk haftalarda 5 saatten daha uzun süre emzirmedem uyumasına izin vermeyin.
Bebeğinizi uyandırmak için yapabilecekleriniz şunlardır:
Üzerini soyun veya bezini değiştirin
Oturtun ve sırtını, karnını, ayaklarını nazikçe sıvazlayın
Yüzünü nemli bir havluyla silin
Bebeği teninizle temasa geçirin
Emzirme tekniği
Anne sütünün yapımı, annenin beslenmesinden bağımsız olarak bebeğin doğru teknik ve sık aralıklarla emzirilmesi sonucu artar. Doğru emzirme tekniğinde bebeğin anne kucağında memeyi kavraması açısından aşağıdaki noktalara dikkat edilmelidir:
-Meme ucunuzu baş ve işaret parmağınızla yuvarlayarak daha belirgin hale getirebilirsiniz.
-Bebeği kavramadığınız kolunuzla göğsünüzü destekleyin. -Başparmağınzı areolanın (meme ucunu çevreleyen koyu renkli bölge) 1-2 cm üzerine üzerine koyun, diğer parmaklarınızı da göğsünüzü alttan desteklemek için kullanın. Parmaklarınızın areolaya dokunmamasına dikkat edin.
-Göğüs ucunuzu bebeğin alt dudağına değdirerek ağzını açmasını sağlayın. Ağzını açar açmaz ağzını göğsünüze yaklaştırarak tüm areolayı kavramasını sağlayın. Süt areolanın arkasında depolandığından bebeğin ağzı tüm araolayı kavramalıdır. Sadece meme ucunu alırsa süt gelmeyebilir ve göğüs ucunuz acır. Bebeğin burun ucu ve çenesi göğsünüze değmelidir. Sabırlı olun tam yakalama sağlamak için bir çok kez denemeniz gerekebilir.
Emzirme normalde ağrılı veya memeyi acıtan bir olay değildir
Emzirme pozisyonları:
Bebeği memeden nasıl ayıracaksınız?
Emzirme bittikten sonra bebeğiniz eğer kendisi göğüsten ayrılmıyorsa göğüsten ayırmak için parmağınızla ağzının köşesineden göğsünüze doğru bastırın. Eğer hala memeyi yakalamışken göğsünüzü çekerseniz ğöğüs ucunuz acıyabilir.
Ne kadar süre ve sıklıkla emzireceksiniz?
Anne sütü çabuk sindirilir ve bebeğinizin mide kapasitesi küçüktür. İki günlük olduğunda günde yaklaşık 8-10 kez emer buda her 2-3 saate karşılık gelir. Bebeğinizi her emmek istediğinde emzirin. Açlıklarını ağızlarıyla aranarak ve hareketlerini arttırarak gösterirler. Ağlama genelde en son belirtidir.
Eğer bebeğiniz 1-2 emme hareketinden sonra yutkunuyorsa süt alıyor demektir. Emmesini bitirene ve uyuyana kadar göğsünüzde kalabilir. 5-7 günlükten itibaren bir göğüste 20 dakika kalırlar. Yutması bitene kadar aynı göğüste kalmasını sağlayın, daha sonra gazını çıkartın ve diğer göğüse geçirin.
Sütünüzün yeterli olduğunu nasıl anlayacaksınız?
-Bebeğiniz günde 6-8 kez bezini ıslatıyorsa,
-Günde 2 veya daha fazla hardal sarısı cıvık ve pürtüklü kaka yapıyorsa,
-Emdikten ve gazını çıkardıktan sonra sakinleşip uyuyorsa
-Aktifse ve sesli ağlıyorsa yeterince anne sütü alıyor demektir.
Göğüs ucunuzun yara olmaması için neler yapmalısınız?
Yapılan çalışmalar göstermiştir ki, bebeğin anne göğüs ucunu alış şekli göğüs ucu yara oluşmasını en fazla etkileyen faktördür. İlk 1-2 haftada hafif acı ve yanma hissetmeniz normaldir . Eğer bebek emmeye başladıktan sonra göğüs uçlarınızda ağrı hissediyorsanız bebeği memeden çekip vucut pozisyonunu ayarlayarak ağzını açıp göğüs ucunuzu dilinin üstüne ve damağına değdirerek tekrar deneyin.

Emzirmeden sonra 1-2 damla sütü meme uçlarına sürün ve açık bırakarak kurutun. Göğüs uçlarında çatlama, kanama ve sürekli ağrı olması normal değildir. Bu problemleriniz oluyorsa mutlaka bebek doktoruzla temasa geçin.
Göğüslerinizde süt birikirse ne yapmalısınız?
Doğumdan sonraki 2.-3. günde göğüslerinizdeki süt artacaktır ve doluluk hissedeceksiniz. Bu dolgunluk hissi genelde 2-3 gün surer ve göğüslerinizde aşırı gerginlik ve ağrı hissedebilirsiniz.
Bu durumda yapmanız gerekenler şunlardır:
-Bebeğin göğüsünüzün ucunu koyu renk kısmıyla beraber ağzının içine alıp almadığını kontrol edin. Sadece meme ucunu alıyorsa göğsü tam boşaltamayabilir.
-Bebeğinizi her 1-3 saate bir sık aralıklarla besleyin.
-Bebek emmekte zorlanıyorsa emzirmeden önce anne sütü sağılarak göğüsler bir miktar boşaltılabilir böylece göğüs ucu da daha çok belirginleşir.
-Emzirmeden önce ağrılı göğsün üzerine ılık kompres, emzirdikten sonra hala dolgunluk ve ağrı varsa soğuk kompres uygulayın.
-Bebeğinizi sakin ve stressiz bir ortamda emzirin, rahatlamak için müzik dinlemeyi deneyin. Emzirme aralarını dinlenmeye ayırın.
Eğer yukarıdakileri denedikten sonra halen göğüslerinizdeki şişlik aynıysa, kızarıklık varsa mutlaka doktorunuza danışın.
Emziren annelerin dikkat etmesi gereken noktalar:
-Dengeli beslenmeye ve günde yaklaşık 4 lt sıvı alımına dikkat etmelisiniz.
-Emzirirken taze meyve suyu veya süt gibi besleyici bir içecek alabilirsiniz.
-Hamilelik sırasında aldığınız prenatal vitaminlere emzirdiğiniz sürece devam edin.
-Bebeğinizi bir emzirme rutinine koymayı beklemeyin.
-Bebekler genellikle 6-8 haftada kendi rutinlerini oturturlar. Unutmayın ki bebek emdikçe, süt yapımı da artmaktadır.
-Bebekler hızlı büyüme dönemlerinde daha çok emmek isterler (genellikle 2-3 hafta, 6 hafta ve 3. ayda)
-Doktorunuz önermediği sürece bebeğe su, şekerli su veya mama vermeye hiç gerek yoktur. İlk 6 ay anne sütü bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılamaya yeter.
-Bebeğinizin veya sizin hasta olduğunuzu hissettiğinizde ilaç kullanmadan önce mutlaka doktorunuzu arayın.

Sağılmış anne sütünü nasıl saklayabilirsiniz?
50-100cc sağılmış anne sütünü temiz bir kap veya süt saklama poşetine koyun. Donarken süt genişleyebileceğinden, tepeleme doldurmayın. Tüm torbalara mutlaka tarih ve miktar yazın. Sütü derin dondurucunun kapağına değil, en soğuk noktasına koyun.

Her zaman önce en eski tarihli sütü kullanın.
Dondurulmuş anne sütünün eritilmesi ve ısıtılması
Sakladığınız anne sütünü kesinlikle ocağın üstüne veya mikrodalga fırına koymayın. Bu sütün proteinini bozar ve sütün içinde oluşan sıcak noktalar bebeğinizin ağzını yakabilir. Süt poşetini bir kaba koyduğunuz ılık suyun içine ağzı dışarda kalacak şekilde batırarak çözülmesini sağlayın (ben-mari usulü) ve salladıktan sonra sıcaklığını kontrol ederek bebeğinize verin.

UNUTMAYIN: Çözülmüş süt kullanılana kadar buzdolabında saklanmalıdır ve 24 saat içinde kullanılmalıdır. Bebeğinizi besledikten sonra sütün arta kalanını atın.

Bebek bekliyorsanız bu haberi eşinizin görmesini sağlayın...


Anadolu Sağlık Merkezi’nden Uzman Psikolog Aslıhan Kurt, aileye bir bebeğin katılmasının ardından çiftlerde oluşan değişimleri anlattı.

Doğum sonrası depresyonu, annenin ve babanın sağlığını, evliliğini, arkadaş çevrelerini, ailelerini, kariyerlerini ve tüm bunların uzantısı olarak da, bebeğin sağlığını etkileyip tehdit eder. Günden güne değişen bu belirtilerle yaşamak, başedilmesi zor bir durumdur. Sabır ve anlayışla, depresyondaki anneye gerekli destek verilebilir.

• Anneyi, psikiyatrik/psikolojik bir yardım alması konusunda destekleyin. Bu dönemde bir ruhsal değerlendirme gereklidir ve medikal müdahale çoğu zaman faydalı olur. Emzirme döneminde önerilebilecek pek çok farklı ilaç vardır. Önerilen ilaç hakkında kadın doğum uzmanınızla görüşün.
• Anne ile, kaygıları ve korkuları üzerine konuşun. Duygularını ifade etmesi için onu teşvik edin.
• Kendisine daha fazla zaman ayırması için ona yardımcı olun
• Bir sosyal destek grubuna girmesi konusunda ona destek olun.
• İş bölümü yapın, ağır işleri planlayın
• Yaptığı eleştirileri, kişisel olarak algılamayın
• Annenin bu hareketleri ve tavırlarına karşı engellenmiş olabilirsiniz, ancak bunu onun içinde bulunduğu duruma özgü olduğunu düşünün. Öfkenizi, onun kişiliğine yöneltmeyin. Unutmayın ki o da elinden geldiğince çabalamaktadır.
• Kendiniz de depresif duygular yaşayabilir ve bir yardıma ihtiyaç duyabilirsiniz. Çevrenizdekilerle ya da bir danışmanla konuşun.

Doğumu paylaşmak
Aile yaşamında meydana gelen değişikliklerin önemli bir göstergesi de; “doğumhanenin önünde volta atan ve gelen habere sevinen baba” imajının yerine, “doğumu paylaşan baba” imajının yerleşmiş olmasıdır. Şimdilerde babalar, hamileliğin başından itibaren eşlerinin her durumunda yanında olmayı tercih ediyor. Böylelikle, yaşanan krizler, sadece kadının çözmek durumunda kaldığı sorunlar olmuyor. Ev işlerinde yardım etmek, evin bakımı ve sorumluluğunu o dönem için daha fazla üstlenmek bu tip krizlerin oluşmaması için önemli destek şekilleridir. Ilk başlarda doğumhaneden uzaklaştırılan babalar, günümüzde, eşleri ile birlikte nefes egzersizlerine katılıyor, ana-baba okullarındaki eğitimlere gidiyor ve çoğu kez de doğumda bulunuyorlar. Günümüzde, parklarda, yollarda, alışveriş merkezlerinde karnında ana-kucağı taşıyan babaların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Sevindiricidir ki; bu adımlar da, hamileliği ve doğumu, sadece annenin yaşadığı bir süreç olmaktan çıkarıp, çiftlerin paylaştığı bir döneme dönüştürmektedir.

Hamilelikte güzel kalmanın yolları


Sevgili arkadaşım mahiye 7 aylık hamile kız bebeği bekliyorlar ve bu bölümü'de onun sayesinde oluşturdumm...
Bazı hamile kadınlar kendini aynada gördüğü zaman moral çöküntüsüne uğrayabiliyor. Bir kadın, hamile olmaktan mutlu, oysa kendini şişman görmekten mutsuz olabiliyor.

Kendi tarzınızı yaratın
Bebek bekleyen bir kadın için özel bir giyim tarzı yoktur. Duruma uydurarak ayın tarz giysilerini giymeye devam edebilirsiniz. Pantolon, bahçıvan pantolon, tişört, elbise, bacakları saran bir tayt, uzun, büyük bir kazak ya da bir tişörtle birlikte iyi dengelenmiş bir görünüş yaratabilirsiniz. Uzmanlar taytların 2 ya da 3 beden daha büyüklerinin alınmasını, ve bu durumda da yukarıya kadar çekilmesini ya da bel hizasında kıvrılmasını öneriyor. Mağazalarda, değişik giysilerin yanı sıra, iç çamaşırı, mayo ve hamile kadınlar için dolaşım güçlüğü durumunda bacakları yatıştıran özel çoraplar da bulunabiliyor. Alışkınsanız, fazla yüksek olmaması şartıyla topuklu ayakkabı giyebilirsiniz. Giyilmesi hoş yüksek pençeli ayakkabılar bu sezon moda. Ama asıl gereken ayakkabıların rahat olmasıdır. Çünkü bacaklar çocuğun ağırlığıyla yorgun düşer. Spor ayakkabılar rahattır ve herşeyle yakışan renkleri de mevcuttur.

Kolay hamilelik için yürüyüş...


Hamileyken yapılan yürüyüşlerde kendinizi daha iyi hissedeceksiniz ve çok iyi bir doğum yapacaksınız. Hamilelik boyunca, yürüyüş mükemmel bir şeyse de, doğumun başlaması üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Kendinizi daha erken doğurmak için daha çok yürümeye zorlamanız hiçbir işe yaramaz, bu sizi gereksiz yere yormakla kalır. Önerilen egzersizler 3 kategoriye ayrılıyor: Nefes egzersizleri, kaslara has egzersizler, gevşeme egzersizleri. Bu egzersizlere önem verin. Amaç, bir kaç basit hareketle doğumunuzu ve hamileliğinizi kolaylaştırmaktır. Egzersizleri evinizde veya doğuma hazırlık grubunda da yapabilirsiniz. Diğer anne adaylarıyla tanışmak her zaman ilginç ve çok hoştur.

Kadınların en önemli yaşamsal krizi: Hamilelik


Hamileliğin başlaması ile kadının bedeninde ve ruhsal süreçlerinde pek çok değişiklik meydana gelir. Öncelikle unutulmaması gereken, hamileliğin bir kadının hayatındaki en önemli yaşamsal krizlerden biri olduğudur.

Anadolu Sağlık Merkezi'nden Uzman Psikolog Aslıhan Kurt, hamileliğin başlaması ile kadında oluşan bedensel ve ruhsal değişimi anlattı.
Toplumda bu dönem, kadınların hayatında köklü değişikliklerin olduğu bir dönem olarak da kabul edilir. Çünkü kadın diğer süren rollerin yanında annelik gibi zor bir rolün gereklerini öğrenmeye başlar. Ve bu rolü, hayatı boyunca devam eder.
Hamilelikte meydana gelen hormonal ve bedensel değişim, kadını anneliğe hazırladığı gibi, yaşanılan psikolojik değişim sürecinin de bu rolü öğrenmeye yardımcı etkisi olduğu bilinmektedir. Hamile kadın, hamileliğinin ilk üç ayında bir dizi ruhsal ve duygusal süreç yaşar. Bulantı ve kusma gibi bedensel şikayetlerin yanında, hafif düzeyde bir depresif durum yaşansa da bu durum çok uzun sürmez. Bebeğin anne karnında görüntülenmesi ile birlikte, annenin bebekle ilgili gerçeklik algısı kuvvetlenir, bağlanma ve bağımlılık duygularında artma olur. Hamile kadının yaşadığı duygusal süreçler; kadının kendi ailesi ile olan geçmişinden, annesi ile ilişkilerinden ve kendisinin annelik ile ilgili algılarından etkilenir.
Korkular ve kaygılar
Hamilelik boyunca annede gözlenen bazı korkular ve kaygılar normaldir. Bebeğin sağlıklı olup olmayacağı, kendi sağlığının durumu gibi konular, sık sık huzursuzluk yaratabilir. Bu duygular ifade edildiğinde, anlayışla karşılanmalıdır. Bu durumda eşin tutumunun, hamilelikte görülen bu huzursuzlukların giderilmesinde önemli rolü vardır. Yaşanan bu huzursuzluklarda, eşin desteği, ilgisi ve anlayışı, her iki tarafında içinde bulunduğu karmaşayı azaltır.
Bunların yanında, hamile kadının, hamilelik ve doğum sonrası süreç hakkında bilgilendirilmesi son derece önemlidir. Eşlerin de bu bilgilendirme sürecinde hamile kadının yanında olması, var olan kaygı ve korkularının ve endişeli bekleyişlerinin azaltılması açısından yararlı olur.

Susam sokağı'nı Hatırlayanınız varmı ??


Ah, ah..
Yarayı deşmek benim yaptığım ama yazacağım işte.  Siz de bakın kendi çarenize...
Ne güzeldi Susam Sokağı'nı seyrettiğimiz zamanlar, dizilirdik televizyonun önüne.
Şemsiyeleri döndürüp SUSAM SOKAĞI yazdıran o çocuklardan biri olmak isterdim ben, sonra o at ne alakaydı ama koştururdu işte... Çocuklar da koştururdu, Kırpık sepetin içinde hep. Minik Kuş gene çocukları eğlendiriyor.

Bu sadece jenerik müziği tabi, daha neler vardı neler...
Kurabiye Canavarı'na bayılırdım, ona özenip az mı kurabiye dökmedik yerlere, her yere. Döke saça yerdi, aslında yediğini sanırdı o kurabiyeleri, ziyan olurdu hepsi.
Bide edi ve büdü aman allahım kavgaları hiç bitmezdi :) benim zamanımda çocuk olmak başkaydı be...

Bay Meraklı .. :)




İtalyanların büyük ustası Osvaldo Cavandoli'nin muhteşem animasyonu...

80'ler olarak bizim en büyük gözdemiz.
Az çizgiyle ne kadar çok şey anlatılabileceğinin göstergesi.
Biz onu çok severdik. Burada bir daha hatırladık..
Hatırlatanlara ve hatırlayanlara teşekkürler.

Şıpsevdi ♥♥


Bu sakızı hatırlayanınız varmı ???
Çocukluğumun sakızı bütün paramı buna dökerdim diye bilirim ...♥♥

30 Ekim 2009 Cuma

HAPPY BİRTHDAY!... ♥♥ Mahiye ♥♥


DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN
MUTLU OL SENELERCE
SANA BONCUKTAN KUŞ YAPTIM
KONACAK PENCERENE
BİRİCİK DOSTUM
CANIM ARKADAŞIM

AYAKKABI SEÇİMİNDE 7 KURAL

Topuklu ayakkabılarımı  işim koşturmaklı olduğu için  rafa  kaldırmak zorunda kalmıştım ve sonra alıştım spor ayakkabıların rahatlığına vee bir dahada bu tarz ayakabılar özel günler dışında hep rafta kaldılar  siz benim yaptığımı yapmayın tabi :)
İş hayatınız ve özel hayatınızda kişisel imajınızın parçası ayakkabılarınızı siz nasıl seçiyorsunuz?

1. Hepimiz aynı şeyi istiyoruz, daha ince ve daha uzun görünmek. Bunun için düz bir çizgi etkisi yaratmamız gerekiyor. Sadece giysilerde değil, ayakkabılarla da… Ayakkabılarınızla pantolonlarınızı ve çoraplarınızı aynı tonlarda seçerek yukardan aşağı bir bütünlük sağlayabilirsiniz. Aynı kuralı eteklerinizle de uygulamayı unutmayın, kesintisiz bir bütün çizgi. Bilekten bağlı ayakkabıların en çok ince bileklilere yakıştığını hatırlatmama gerek var mı?


2. Topuklu mu düz mü? Profesyonel yaşamda 8 cm’den daha yüksek topuklu ayakkabıları hiç önermiyorum. İş giyimi konusunda geleneksel sektörler olan banka, finans, hukuk, kamu sektörlerde klasik topuklulardan şaşmayın. Geçtiğimiz yaz çok moda olan dolgu topukları özel hayatınıza saklayın. 4- 5 cm’lik topuklar aslında pek çok bacakta şık duruyor. Bacaklarınızın kalın olduğundan şikayetçiyseniz bacağınızı daha ince ve uzun göstermek için en azından 2,5 -3 cm’lik topuklar seçin, düz bapet ve kolej ayakkabılardan uzak durun.

3. İşte giyeceğiniz ayakkabılara karar vermekte zorlanıyorsanız, burnu açık ayakkabılar, sandaletler, dans
ayakkabıları, terlikler geleneksel iş yeri giyimine uygun değildir. Burnu kapalı ya da yaz ayları için arkadan bantlı ayakkabılar bu tarz giyim için en uygun seçimlerdir. Kışla birlikte vitrinlerde boy göstermeye başlayan çizme ve botlar söz konusu olunca ponponlar, kauçuk tabanlar, püsküller de sizinle işe gelen modeller olmasın.

4. Ayakkabınızın ayaklarınızla hatta bacaklarınızla orantılı olmasına özen gösterin. Yani ince, narin ayaklarınız ve ince bacaklarınız varsa daha ince topuklu zarif ayakkabıları, ya da ayaklarınız taraklıysa daha geniş yüzlü ayakkabıları, bacaklarınızla orantılı kalınlıkta topukları seçin. Bu arada sivri burunlu ayakkabılar ayakları daha uzun, yuvarlak burunlularsa daha küçük gösteriyor aklınızda bulunsun.

5. Alabileceğinizin en kalitelisini alın. Başta biraz daha pahalı gelse de kaliteli bir çift ayakkabı çok daha uzun süre taşıyacaktır sizi. Yine hatırlatmaya gerek var mı bilmiyorum, dost düşman herkes ayakkabılara bakıyor.

6. Ayakkabı alışverişinizi öğleden sonra saatlerine bırakın. Ayakta durmaktan yürümekten, yorgunluktan en şiş olacağı zaman bu zamanlardır, ayakkabı alışverişinizi bu saatlerde yapın ki ayağınızın en rahat olacağı doğru ayakkabıyı seçmeniz garanti olsun.

7. Ayakkabı ve çantalar aynı renkte olmak zorunda değiller artık. Ama aynı stilde olmaları önemli. Spor ayakkabılarla spor kesimli çantaları, daha zarif fantezi ayakkabılarla aynı zarafette çantaları eşleştirmeye özen gösterin.

ÇANTA SEÇERKEN



Çanta işi bana amalelik gibi geliyor nefret ederim çanta taşımaktan ama işte olmassa  olmazlardan biridir :=)
Ben sevmiyorum diye sevenlere haksız etmeyelim ve buyrun...

Çanta, kıyafeti tamamlayan en önemli aksesuarlardan biridir. O yüzden araştırarak, kendine uygun şık ve kullanışlı bir çanta seçmelisin.

Çanta alışverişini yaparken, ilk gördüğün çanta yerine mümkün olduğunca çok seçenek gördükten sonra karar vermelisin. Çantayı bir jean alıyor gibi deneyip; ayna karşısında nasıl göründüğüne bakmalısın. Alacağın çanta bir sonraki sezon demode olabileceği için trendy modellere bir sürü para yatırmana gerek yok. Seçeceğin çantanın fonksiyonel olmasına da dikkat etmelisin. Ayrıca üzerinde durulması gereken en önemli noktalardan bir diğeri de çantanın vücut ölçülerinle doğru orantılı olması...

2009-2010 SONBAHAR-KIŞ RENKLERİ


Mesleğim tekstil olduğu için modayı işim gereği sıkı takip edenlerdinimdir.
Ama giyim tarzımı kendi zevkime göre dizayn ederim modaya uymam siyah ve beyaz ağırlıkta bir giysi dolabım vardır kırmızıda arada bir vaz geçilmezimdir mağazaya girdimi??? ilk olarak bu 2 renk hemen gözme çarpınca alıyorum :)

Vitrinler çoktan kış renklerine büründü. Siyah yine revaçta fakat gri ısrarla yükselişte. İşte karşınızda sezonun en favori 5 rengi…

Her zaman koyu renkler ile kışı, açık ve canlı renkler ile de yaz aylarını ilişkilendiririz. Fakat bu sezon modacılar adeta ezberi bozmak için ant içmişler. Sezonun renkleri parlak, canlı ve cıvıl cıvıl…


Bir tarafta klasiklerin vazgeçilmez renkleri olan siyah ve gri sonbahar-kış havasını korurken, diğer tarafta kan kırmızı ve canlı neon renkleri sezonun puslu havasını aydınlatıyor. Tabii birkaç rengin bir arada kullanıldığı renk bloklarını da unutmamak gerekir. İşte sezonun öne çıkan renkleri...
Siyah
• Her sezonun vazgeçilmez rengi siyah, yine başrolde!
• Siyah dore ya da gümüş aksesuarlarla daha da farklılaşıyor, asileşiyor. Zımba, fermuar ve zincirlerde değişmez tek renk siyah...
• Siyah bir kıyafetin asaleti tartışılmaz. Ama siyahı biraz canlandırmak için sezonun canlı neon renklerinden bir aksesuar da kullanabilirsiniz.
Neon renkler
• Neon renkler birkaç sezondur hayatımıza girdi ve hiç çıkmıyor... Çok da güzel renklendiriyor.
• Canlı fuşya tonları, camgöbeği mavisi, limon sarısı, elektrik mavisi gibi florasan tonları çok ‘in’. Giymeye korkmayın. Hatta birkaç canlı rengi bir arada bile kullanabilirsiniz.
• Neon renkler özellikle düz elbiselerde çok çekici duruyor.
Kırmızı
• Kırmızı yeni sezonda siyah kadar önemli bir yer tutuyor bizden söylemesi.
• Kırmızının bütün tonları çok moda ama gülkurusuyla daha da dikkat çekeceksiniz.
• Elbiseden pardösüye, ayakkabıdan çizmeye kadar her şey kıpkırmızı...
• Kırmızının sarışınlara çok yakıştığı bir gerçek ama yine de kırmızı modasına aksesuarla da olsa uyun.
Gri
• Siyahın yeni rakibi kesinlikle gri, hem de her tonuyla...
• Baştan aşağıya griye bürünebilirsiniz; elbiseniz, çorabınız, ayakkabınız, çantanız hatta iç çamaşırınız bile gri olabilir.
• Gri, tüvit, kaşmir gibi klasik kumaşlarda daha da sofistike duruyor. Klasik parçalara yatırım yapmaya korkmayın.
Renk blokları
• Yeni sezonun yenilerinden birisi de birkaç rengin bir arada kullanıldığı renk blokları.
• Grafik desenler ya da baskılar sezonu artistik kılıyor.
• Birkaç canlı rengin kullanıldığı renk blokları kışın kasvetinden de insanı uzaklaştırıyor.

HANGİ RENK BANA YAKIŞIR?


Renkler, farklı insanlarda farklı etkiler yaratır. Yeşil, bir kadında çok doğal dururken, bir başka kadında hoş görünmeyebilir. Siz de hangi renklerin size daha çok yakışacağını merak ediyorsanız, haberimizi okumaya başlayın!

Açık tenli ve açık renk saçları olan kadınlar:

Solgun bir ten rengi, mavi, yeşil ya da ela gözler ve sarı, kızıl ya da çok açık kahverengi saçlar...
Bu renkler size uyar
Maviler, yeşiller, özellikle kızıl saçlıysanız harika duracaktır. Pembenin her tonu hatta morlar sizin için idealdir. Koyu kırmızılar, gri ve tonları. Eğer keskin yüz hatlarınız varsa, siyah size çok yakışacaktır.
Bu renkler size uymaz
Sarının her tonundan kesinlikle uzak durmalısınız, aksi halde civciv gibi görünebilirsiniz. Turuncu ve tonları, krem rengi, bej ve beyazın tonları.
Makyaj yaparken de gümüş ve mavi renkleri tercih edebilirsiniz. Yine aynı şekilde aksesuarda da beyaz altın ve gümüş takılar size çok yakışacaktır.

Açık tenli ve koyu renk saçları olan kadınlar:
Solgun, beyaza yakın bir ten, siyah veya kahverengi gözler ve yine siyah ve kahverengi saçlar...
Bu renkler size uyar
Koyu ve baskın maviler, pembeler ve kırmızılar, özellikle de parlak görünümlü renklerse kesinlikle kullanmalısınız. Kontrast renkler, haki yeşil, siyah
Bu renkler size uymaz
Yeterince kontrast olmayan pastel renkler sizi daha da solgun gösterecektir. Kahverengi ve bej, beyaz uzak durmanız gereken renkler.
Makyaj yaparken kahverengi gibi pastel renkler yerine daha sıcak renkleri tercih edebilirsiniz. Aksesuarda da renkli taşlı veya altın takılar tam size göre.

Koyu tenli ve açık renk saçlı kadınlar:
Koyu, esmer bir ten, mavi, yeşil ya da ela gözler ve açık kahverengi ya da kumral saçlar.
Bu renkler size uyar
Bej rengi ve tonları size uyar. Ama en çok şampanya rengini tavsiye ediyoruz. Yeşiller, kahverengi ve tonları, turuncular, kırmızılar.
Bu renkler size uymaz
Siyah renk sizi açmaz. Olabildiğince az kullanmaya çalışın. Kestane rengi, elektrik mavisi, beyaz.
Bronz ve bej tonları makyaj size çok yakışacaktır. Altın renkli aksesuarları kullanabilirsiniz

Koyu tenli ve koyu renk saçlı kadınlar
Koyu bir ten, siyah ya da kahverengi saçlar, siyah ya da kahverengi gözler...
Bu renkler size uyar
Maviler, özellikle de elektrik mavisi, cam yeşili, pembe ve tonları, siyah, gri ve tonları, turuncu.
Bu renkler size uymaz
Sarı ve tonları, bej rengi
Gümüş tonları ve uçuk mavi makyaj sizde çok hoş duracaktır. Makyaj yaparken genellikle soğuk tonları tercih edin. Gümüş ve beyaz altın aksesuarlar da tam size göre.

TİK BİR HASTALIK MI?


Tikler; bir kas grubunda yineleyen ani, istemsiz, tekrarlayıcı hareket, ifade veya jestlerdir. Dört grupta tanımlanabilirler:

--Basit motor tikler (göz kırpma, yüz buruşturma, boyun çevirme, ağız germe vs),
--Basit vokal tikler (boğaz temizleme, burun çekme, hırıltı sesi vs)
--Karmaşık motor tikler (dokunma, koklama, üzerine çeki düzen verme vs)
--Karmaşık vokal tikler (belirli ifadeleri/kelimeleri sık yineleme, işitilen en son sesleri/ifadeleri tekrarlama vs)

Sıklığı ve şiddeti aynı kişide dahi farklı bir seyir gösterebilir. Aynı tikin sıklığı ve şiddeti zaman içinde azalabilir veya artabilir, birinin yerini bazen bir başkası alabilir ve önce göz kırpma, sonra burun çekme ve boyun çevirme gibi birden fazlası peşpeşe görülebilir.


Klinik pratikte farklı görünümlerde karşımıza çıkar. Geçici Tik Bozukluğu bir veya daha fazla basit motor ve/veya motor tikten oluşur, sıklığı ve şiddeti ne olursa olsun bir aydan fazla ve bir yıldan daha az sürer. Kronik Motor Veya Vokal Tik Bozukluğu bir veya birden fazla motor ve/veya vokal tikin bir yıldan fazla görülmesidir ancak motor ve vokal tikler aynı anda bulunmaz ve tik görülmeyen üç aylık bir dönem yoktur. Tourette Bozukluğu olarak adlandırılan türünde ise bir veya birden fazla motor ve vokal tik aynı anda ve bir yıldan fazla süre görülür ve yine tiksiz geçen üç aylık bir dönem yoktur.

Erkeklerde 1.5-3 kat daha sıktır. Çocuklarla yapılan bazı araştırmalar erkek çocukların % 1-13’ünde, kız çocukların % 11’inde tik veya tik benzeri davranışların yaşamlarının bir döneminde görüldüğünü göstermiştir. Başlangıç yaşı en sık 7-11 yaşlar arasıdır.Kısa sürelidir, nadiren bir saniyeyi geçer. İstemsiz yapılır ancak kısa süreli de olsa baskılanabilir veya ertelenebilir. En sık yüz boyun bölgesinden başlar ve en fazla görüleni göz kırpma şeklindedir. Genellikle normal davranışı andırır görünümdedir ancak bazen tuhaf veya çirkin görünümde olabilir, çocuğun kendisine veya çevreye zarar verici bir görünüme bürünebilir. Stres altında sıklaşabilir. Kimi durumlarda başka aktivitelerin dahi önüne geçerek yaşam kalitesini bozabilir. Çocuğun özgüvenini azaltır, aile içinde ve sosyal ortamlardaki girişkenliğini bozar. Tiklere eşlik eden kaygılı durum ve klinik tablo sonucu görülen depresyon hali de önemli yaşamsal güçlükler olarak karşımıza çıkar . Başka davranış sorunları ile birlikteliği de sıktır. Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu ve Obsesif Kompülsif Bozukluk’ta tikler sık görülür.

Tiklerin tedavisine başlamadan önce detaylı bir öykü alınarak tam bir tanı konur, tiklerin sıklığı ve şiddeti değerlendirilir, eşlik eden diğer psikiyatrik sorunlar ayırdedilir. Tiklerin stres dönemlerinde arttığı bilindiği için, tedavide ilk yapılması gereken, bu stres etkenlerinin neler olduğunun ortaya konması, ortadan kaldırılmaya çalışılması veya çocuğun kaygı ile başa çıkma becerisinin arttırılmasıdır (stres yönetimi). Basit tiklerin tedavisinde bazen bu kadarı bile yeterli olabilir. Karmaşık tiklerin varlığında ve çocuğun yaşam kalitesinin bozulduğu noktada ilaç tedavileri, davranışçı tedaviler, ailenin çocuğa olumlu tutumlar sergilemesini hedefleyen aile eğitimi de diğer yaygın tedavi yöntemleridir.

Gün içinde 60 ila 90 dakika arasında uyumanın beyni 8 saatlik bir gece uykusu kadar dinlendirdiği belirtiliyor.


ABD Harvard Üniversitesi bilim adamlarına göre, gün ortasında uyumak insan vücudu için çok faydalı. Ayrıca gün içinde 60 ila 90 dakika arasında uyumanın beyni 8 saatlik bir gece uykusu kadar dinlendirdiği belirtiliyor.


Bilim adamları, öğle uykularının beyni dinlendirmesinin yanında öğrenme yeteneğini de arttırdığını vurguluyorlar. Gündüz uykusunun etkilerini araştıran bilim adamları seçtikleri denekler üzerinde testler uyguladılar. Araştırmalardan çıkan sonuçlara göre, gündüz 60 ila 90 dakika uyuyanların test sonuçlarının uyumayanlara kıyasla çok daha başarılı olduğu ortaya çıktı.

Bilim adamları yaptıkları testler sonucunda gündüz uykusunun hafızayı da güçlendirdiğini saptadılar. Buna göre, gündüz uyuyanların 24 saat önce öğrendiklerini uyumayanlara kıyasla çok daha kolay hatırlayabildiği görüldü.

Meme ağrısı yaşayan kadınların çoğu meme kanserine yakalanmış olma korkusu yaşamaktadır. Oysa ki her meme ağrısının farklı bir nedeni vardır.



MEME AĞRISI ÜÇ KADINDAN İKİSİNDE GÖRÜLÜR
Meme ağrısı sağlıklı üç kadından ikisinde görülen hafif veya şiddetli olabilen bir şikayettir. Meme ağrısı olan on kadından birinde günlük yaşamlarını etkileyen ciddi ağrı şikayeti olabilmektedir. Meme ağrısı, adet öncesi dönemde görülen ortalama 4-5 gün kadar süren ve tamamen normal sayılan gerginlik ağrısından ayırt edilmelidir

MEME AĞRISI OLAN MUTLAKA DOKTORA GÖRÜNMELİDİR
Meme ağrısının en sık sebebi memedeki yapısal değişikliklerdir. Meme ağrısının kanserle ilişkisi yok denilecek kadar azdır. Meme kanseri olan hastaların % 1-2 ‘sinde meme ağrısı olmaktadır. Fakat çok nadir de olsa memede ağrı, kanserin tek belirtisi olabilir. Bu sebeple memede ağrı şikayeti olan bir bayanın mutlaka bir genel cerrahi uzmanı tarafından muayene edilerek, tetkikler sonrasında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktor tarafından incelenmiş ve altta yatan nedenin kanser olmadığına karar verilmiş olanlarda, meme ağrısının kanser riskini artırdığı söylenemez.

ÇAY, KAHVE, ÇİKOLATA VE KOLALI İÇECEKLER AĞRI NEDENİ OLABİLİR
Sigara kullanımı, stresli yaşam ve şarapta bulunan “tiramin” denen bir madde ağrıların sebebi olabilmektedir. Memede bulunana algılayıcı reseptörleri uyararak ağrıya sebep olan “metilksantin” denilen kimyasal madde içeren çay, kahve, çikolata ve kolalı içecekler de ağrıya sebep olabilmektedir. Ayrıca aşırı doymuş yağlardan zengin beslenmede ve uygun olmayan sütyen kullanımında da ağrıların arttığı belirtilmektedir.

MEME AĞRISININ ÜÇ TİPİ VARDIR
Adet Düzeni ile İlgili Ağrılar: En sık görülen ağrı tipidir. Ağrıların %70’i bu tiptedir. Genellikle adet öncesi dönemde ortaya çıkan, hemen adet görmeden önce en yüksek seviyesine erişen ve adet ile birlikte kaybolan ağrılardır. Normal adet öncesi ağrılara göre daha şiddetlidir. Otuzlu yaşlarda daha sık görülür. Bazen menapoza yakın dönemde alevlenme gösterir. Ancak çoğu zaman menapoza yakın dönemde kendiliğinden kaybolur. Memenin üst ve dış taraflarında daha fazla hissedilir. Bazen koltuk altına doğru yayıldığı da olur. Ağrı ile birlikte memelerde hassasiyet de artabilir.
Adet Düzeni ile İlgili Olmayan Ağrılar: Kırklı yaşlarda daha sık görülür. Adet düzeni ile ilişkili olanlara göre daha kısa sürer ve hastaların yarısında kendiliğinden kaybolur. Genellikle tek taraflıdır. Memenin bir noktasında olabileceği gibi tamamına yayılan bir ağrı da olabilir. Bu tip ağrıların esas sebebi memede bulunan bir kist, fibroadenom, kanal genişlemesi, lipom yada fibrokistik değişiklikler gibi iyi huylu meme hastalıklarıdır.
Meme ile İlgisiz Bir Olaydan Kaynaklanan Ağrılar: Bu tip ağrılar meme ilgisiz olmasına rağmen, memede hissedilmektedir. Burada ağrı göğüs duvarındaki kaslardan, kaburga eklemlerinden, kıkırdak dokulardan ve boyundaki sinir köklerinden kaynaklanabilir.

Meme Ağrısının Tanı ve Tedavisi
Normal olan ve adet öncesi hafif gerginlik şeklinde olan meme ağrıları haricinde ağrısı olan bayanlar mutlaka genel cerrahi uzmanı kontrolünden geçmelidir.

Tedavide aşamalı olarak en az yan etkiye sahip tedaviler düzenlenir. İlk aşamada ağrıya sebep olan bir faktör varsa o ortadan kaldırılmalıdır. Ağrısı olan ve olmayan her kadın kendi kendini muayene etmeyi alışkanlık haline getirmelidir. Bazen ağrının nedeni uygun olmayan çamaşır kullanımı olabilir. Ağrısı olan kadın kendi meme ölçülerine uygun, çok sıkı olmayan sütyen kullanması gerektiğini akılda tutmalıdır. Meme ağrısı olan hastalar diyetlerine dikkat etmeli, çay, kahve, çikolata, kolalı içeceklerle, şarap gibi gıdaları çok daha az tüketmeli, sigara kullanmamalı, stresten olabildiğince uzak durmalı ve bitkisel yağları tercih etmelidirler. Sonraki aşamada ciddi ağrılarda basit ağrı kesiciler ve ödem çözücü ilaçlar tercih edilir. Yanıt alınamaması durumunda ise bitkisel kökenli ilaçlar denenebilmektedir. Hormonal içerikli ilaçların kullanımı ve cerrahi müdahale ise tedaviyi gerektiren hastalık bulunmadığı yalnızca ağrının olması durumunda tercih edilmemektedir.

Günde ne kadar su içmek gerekir?



SU.. DÜNYANIN VE ÜZERİNDEKİ HER ŞEYİN TEMEL TAŞI..SUSUZ YAŞAYAMAM SAĞLIK İÇİN İÇİN ARKADAŞLAR :).



Bu sihirli içecek, sağlıklı görünmenin, güzel olmanın, vücuttaki nemin korunmasının ve toksinlerden kurtulmanın da tek yolu. Peki günde ne kadar su içmeliyiz? Çok su tüketmenin zararları neler? Doktorlara sorduk...
Normal bir insanın su gereksinimi birden çok faktöre bağlı olarak değişkenlik gösteriyor. Metobolizma hızı, ortam ısısı, yapılan iş... Ama uzmanlar günlük tüketilmesi gereken su miktarı konusunda hemfikir: Günde 1,5-2,5 litre. Tabii ki bu durum yaz aylarında, ishal ya da ateşli hastalıklarda, aşırı terleme gibi sıra dışı durumlarda artıyor. Vücudumuzun normal sıvı dengesini sağlayabilmesi için yapılması gereken tek şey, kaybettiğimiz miktarda sıvıyı tekrar kazanmak olmalı. Su, böbrekler için de hayati önem taşıyan bir içecek. Böbreklerin vücut sıvı ve elektrolit dengesini sağlaması için mutlaka bol bol su tüketmek gerekiyor.

Suyun zayıflatma etkisi olduğunu söyleyen bazı diyetisyenler, günde 4 litreyi aşan su tüketimi tavsiye ediyor. Aslında bu oldukça yanlış. Çünkü su, ne zayıflamaya yardımcı oluyor, ne de şişmanlatıyor. İşin içine bir de cilt güzelliği, toksinlerden arınma ve kanın temizlenmesi gibi konular girince, yanlış uygulamalar da beraberinde geliyor.

Suya ihtiyacı olan böbreklerimizin, belirli bir oranda su arıtma kapasitesi var. Böbreklerin arıtma kapasitesi üzerindeki bir miktarda su içildiğinde ise geri dönüşü olmayan hastalıklar ortaya çıkabiliyor. Atılamayan su kanda birikerek, kan hücrelerinde değişikliklere neden olabiliyor. Bu da kandaki sodyum düzeyini düşürüyor. Buna bağlı olarak ise beyin ödemi, bulantı, kusma, halsizlik, bilinç değişiklikleri, kasılma nöbetleri, koma hatta ölümler bile gerçekleşebiliyor.

NEDEN SUSARIZ?
Susamak, tiroid bezinin ağız yoluyla bize ulaştırdığı bir mesajdır ve sulanmaya ihtiyacın var anlamını taşır. Ancak bu kişisel ve psikolojik boyutları olan ve kişiden kişiye farklılık gösteren bir ihtiyaç.
AÇ KARNINA BİR BARDAK SU İÇİN
İstek duyduğumuz an dememiz mümkün. Bazı bünyelerin suya daha çok ihtiyaç duyduğu, bazılarının da azla yetindiği sıkça rastlanan bir durumdur. En iyi yöntem ise az ve sık, özellikle de yemeklerin hazmedildiği saatlerin dışında içmektir. Sabah yataktan kalkar kalkmaz bir bardak su içmek tüm organizmayı temizleyerek, vücudu toksinlerden arındırıyor.

YAZ AYLARINDA KAYIP ARTIYOR
Özellikle yaz aylarında vücut ısındıkça daha fazla terler ve su kaybeder. Dolayısıyla su stokunu sık sık ve kışa oranla daha fazla miktarlarda yenilemek şarttır.

BUNLARA DİKKAT EDİN!
• Sıcak ve nemli havalarda su kaybı artar.
• Hamilelerin ve süt veren annelerin su ihtiyaçları daha fazladır.
• Çok sıcak veya soğuk ısılara maruz kaldığınızda, böyle bir ortamda çalıştığınızda, su ihtiyacınız artacaktır.
• Uzun süreli havayolu seyahatlerinizde kabin ısısının yüksek olması halinde su kaybınız artar, su ihtiyacınız çoğalır.
• Ağır bedensel faaliyet gerektiren bir iş yapıyorsanız, yoğun ve uzun süreli bir fiziksel aktivitede bulunuyorsanız terleme yolu ile su kaybınız artacaktır.
• Ateşli hastalıklarda, ishal ve kusma gibi sorunlarınızda su kaybınız ciddi düzeylere ulaşabilir. Susuzluk hastalığınızın seyrini ağırlaştırabilir. Bağışıklık cevabında yetersizliğine yol açarak iyileşme sürecinizi zora sokabilir.

BAŞ AĞRISI YAPIYOR
Vücudun günlük kaybettiği su ihtiyacını karşılamak için normal bir insanın günde 6-8 bardak su içmesi gerekiyor. Vücut ağırlığının yüzdesi olarak su kaybının sonuçları ise şöyle:

• Yüzde 1: Susuzluk hissi, ısı düzeninin bozulması, performans azalması
• Yüzde 1: Isı artması, artan susuzluk hissi
• Yüzde 1: Vücut ısı düzenin iyice bozulması, aşırı susuzluk hissi
• Yüzde 1:Fiziksel performansın yüzde  20-30 düşmesi
• Yüzde 1: Baş ağrısı, yorgunluk
• Yüzde 1: Halsizlik, titreme
• Yüzde 1: Fiziksel etkinlik sürerse bayılma
• Yüzde 1: Bilinç kaybı
• Yüzde 1: Olası ölüm
DR. ŞEHNAZ ŞAKİR ‘GÜNDE 2 LİTRE SU İÇİLMELİ!’
Su vücudumuz için, hem toksinleri temizlenme hem de böbrekleri çalıştırma açısından çok faydalı. Midede dolgunluk hissi verir, ayrıca vücudun elektrolit dengesi için de önemlidir. Günde 2 litre su içilmelidir. Yalnız 2-3 litrenin üstünde su içildiğinde böbrek fonksiyonlarını bozuyor. Özellikle böbrek hastalıkları olan insanlara çok su içmeyi önermiyoruz. Biz ter ve idrar yoluyla vücudumuzdan sıvıyı atabiliyoruz ama böbrek hastaları atamıyor. Bu yüzden onlara çok su içmeyi önermiyoruz. Genel olarak baktığımızda içeceğimiz 2 litre su bizi sağlıklı yaşama iter.
DR. MUZAFFER KUŞHAN ‘SU İÇMEYİ ABARTMAYALIM’
Bir insanın günlük sıvı ihtiyacı 3,5 litre kadardır. Ortam ve hava koşulları ne kadar sıcaksa, kişi ne kadar terliyorsa bu oran o kadar artar. Yediğimiz meyvenin suyu, etin suyu vb... Bütün bunları hesaplayarak günde 1,5-2 litre sıvı tüketmek en sağlıklısıdır. Sıvıyı sadece sudan almamalıyız. Meyve suları, soda, meyve gibi besinlerde de su vardır. Su zayıflatır diye bir şey yoktur. Çünkü suyun kalorisi sıfırdır. Ne zayıflatır, ne de şişmanlatır. Fakat su içmeyi abartmamak gerekir. Abartırsak böbrek aşırı çalışır ve toksinler haricinde vücuttaki zararlı maddeleri de dışarı atar.

Soyunma şekliniz sizi ele veriyor!...

GELİŞİGÜZEL SOYUNANLAR:

Eğer soyunurken çıkardıklarınızı rastgele evinizin herhangi bir tarafına fırlatanlardansanız, arkadaş canlısı birisiniz. Hayatı bir parti gibi görüyorsunuz. Düşüncelerinizde rahat ve açık fikirlisiniz. Başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğü ise hiç umurunuzda değil. (Zaten muhtemelen ardınızdan bunları toplayacak biri vardır. Yoksa sıkar biraz bu kadar dağınıklık. Bu tip insanların beraberlik ya da evlilik hayatlarında mutlaka çorap kavgası olur.)
TİTİZ SOYUNANLAR:
Eğer çıkardıklarınızı düzgün bir şekilde bir yere koyuyorsanız ciddi birisiniz ve sakin yaşamayı tercih ediyorsunuz. Rutinliği seviyorsunuz. Hayattaki problemlerin üstesinden gelmenin en iyi yolunun onlardan uzak olmak gerektiğine inanıyorsunuz. (Bunlar kirlileri ayırdıktan sonra ceketleri hemen havalandırmaya götürür, asılacak bir şey varsa da asarlar. Zaten çoğu şeyi de kirliye atarlar. Aman ütülendikten sonra bir şeyi yanlış yere koymayın, kıyamet kopar.)
ÖNCE AYAKKABI VE ÇORAPLARINI ÇIKARANLAR:
Mükemmeliyetçi, utangaç, yoğun birisiniz. Bir karar vermeden önce iyice düşünürsünüz. Güvenilir birisiniz. Nelere ne kadar dikkat edilmesi gerektiğini iyi biliyorsunuz. Üzerinize düşenleri metodik biçimde büyük konsantrasyonla çözümlüyorsunuz.
YAVAŞ SOYUNANLAR:
Eğer tişörtünüzü çıkardıktan sonra pantolonunuzu on dakika sonra çıkaranlardansanız, Mesut Yılmaz gibisiniz demektir. Kendine güvenen, entelektüel, derin düşünen ve fazla zorluk çıkartılmasını istemeyen birisiniz. Ayrıca kendinize fazla zaman ayırmayı ve dolayısı ile yalnızlığı seviyorsunuz.
HIZLI SOYUNANLAR:
Eğer kıyafetlerinizi olabildiğince çabuk çıkaranlardansanız başkalarına önem veren birisiniz. Diğer insanların sizden beklentileri çok önemli. Kendi ihtiyaçlarınız açısından da endişelisiniz. Çoğunlukla işi gücü bol olan ve aile düşkünü birisiniz .
ÖNCE MÜCEVHERLERİNİ ÇIKARIYORSA:
Eğer ilk olarak mücevherlerinizi, aksesuarlarınızı ve hatta saatinizi çıkarıyorsanız sıcak, düşünceli, duygusal, hassas ve romantik birisiniz (Saatinizi çıkartarak evde zaman mevhumunuzun olmadığını göstererek karşınızdakini çok mutlu ediyorsunuz bir kere. Ama lütfen alyansınızı orada burada bırakmayın. Başkasının evinde soyunmaya da hiç kalkmayın.)
HER SEFERİNDE FARKLI İSE:
Şüpheci ve ilginç biri olduğunuzu söyleyebiliriz. Risk almayı ve macerayı seversiniz. O günkü tutumunuza göre ne yapacağınız değişir
BİR TÜRLÜ SOYUNAMIYORSANIZ:
Bir de eve girip soyunmadan, bütün gün dolaştığı o kıyafetle ortada dolanan tipler vardır ki işte onlardan uzak durun. Okuldan gelmiş çocuğunuza soyunmayı öğretmek gibi ona da bunun önemini ve yararını gerekir. Hatta banyoya sokup yıkamanız da söz konusu olabilir. Neyse ki tuvaletlerini kendileri yapabilir...

Şiş gözlerin en iyi dostu patates


Çok az ya da çok fazla uyku, bir gece önce alınan alkol, aşırı tuz ve kafein, sabahları şiş gözlerle uyanmanın başlıca nedenleri. Ancak, ertesi sabah aynada hoş olmayan görüntülerle karşılaşmak istemiyorsanız önleminizi bir gece önceden alın


Alkollü içeceklerden ve tuzlu gıdalardan uzak durun. En az 7 saat deliksiz uyuyun. Yatmadan önce göz çevrenize nemlendirici krem sürmeyin. Bunun yerine jel kullanın. Jelli kremler, göz çevresini rahatlatır ve sıkılaştırır. Hatta, daha iyi bir sonuç elde etmek istiyorsanız, göz jelinizi buzdolabında iyice soğuttuktan sonra kullanın. Bu, her zamankinden daha ferah bir his yaratır ve gözleri rahatlatır. Tüm bunlara rağmen sabah şiş gözlerle uyandıysanız, 1 adet çiğ patatesi yuvarlak dilimler halinde kesin. Gözlerinizin üzerine birer tane yerleştirip 10-20 dakika arası tutun. Bunun dışında antioksidan içeren kremler de şişlerin inmesine yardımcı olacaktır. Şişliklerin inmesini beklemek için fazla zamanınız yoksa, bir parça buzu göz çevrenizde hafif hafif gezdirin.

Selüliti kahve ile giderin

SELÜLİT İÇİN KAFEİN

Selülitle başınız dertteyse, selülitli bölgeye limon ya da greyfurt yağıyla masaj yapın veya yaptırın. Ancak ondan daha ilginç bir önerimiz daha var size. Piyasadaki selülit kremlerinin hepsinin içeriğinde kafein olduğunu biliyor muydunuz? Duş yaptığınız sırada, bir fincan ılık, kafeinli granül kahveyle selülitli bölgeye sıkı bir masaj yapın. Farkı hemen farkedeceksiniz.
AKNELER İÇİN
Evde biraz sütle mayaladığınız doğal yoğurdu aknelerinizin üzerine sürün. Birkaç dakika bekledikten sonra bir parça pamukla silin. Ertesi gün akneden eser kalmadığını göreceksiniz.
TONİĞİNİZİ KENDİNİZ YAPIN
Kendi toniğinizi kendiniz yapın. Bir çay bardağı içme suyunun içine iki damla mentol ya da lavanta esansı damlattıktan sonra buzdolabında soğutun. Bir parça pamukla yüzünüze uygulayın. Gözle görülür bir canlanma hissedeceksiniz.
SAÇLARINIZ İÇİN MUZ
Kuru saçları nemlendirmek ve canlandırmak için olgun bir muzu iyice ezin. Bir ay kaşığı bademyağıyla karıştırıp saçınıza friksiyon yaparak uygulayın. 20 dakika beklettikten sonra durulayın. Sonuca inanamayacaksınız. Saçı yağlı olanlara da bir tavsiyemiz var; aloe vera içeren bir parça saç jölesiyle aynı miktarda şampuanı karıştırın. Karışıma bir çorba kaşığı limon suyu katıp saçınıza uygulayın. En az iki haftada bir bu maskeyi yapın; saçınızın yağ oranı normale dönecek.
CİLDİNİZ VE TIRNAKLARINIZ İÇİN
İçebildiğiniz kadar su için. Cilt bakımı ve sağlıklı saç ve tırnaklar için su içmek şart. Günde en az sekiz bardak su vücuttaki toksinlerin atılmasını sağlıyor. Su aynı zamanda diyet listelerinin de vazgeçilmez ögesi.
SAĞLIKLI VE GÜZEL DİŞLER İÇİN
Sağlıklı ve güzel dişlere sahip olabilirsiniz. Bunun için yapmanız gereken tek şey, bir miktar sodayla hidrojen-peroksidi karıştırıp haftada bir kez bu karışımla dişlerinizi fırçalamak. Diş ve dişetlerindeki bakteri ve plaklara yaşam şansı tanımayacaksınız böylece.

Sivilceler için doğal çözüm



Sivilcelere karşı çilek yiyin

Çilek bol miktarda A, B ve C vitaminleri ile kalsiyum, demir ve fosfor gibi mineral maddeler içerir. Kansere karşı da önemli bir koruyucu olduğu bilimsel çevrelerce belirtilmektedir. Uzmanlara göre çilek; kansere karşı koruyucu ve ilerlemesini önleyici özellikler taşıyor.
Bağışıklığı güçlendiren ve besin değeri yüksek olan çilek; çocuk felci, ağız ve deri yaralarını oluşturan bazı virüsler için öldürücü etkiye de sahip.
Çileğin diğer faydaları:
Sivilce ve aknelere iyi gelir. İdrar söktürücü, romatizma ve gut hastalığı ağrılarını azaltıcı etkisi var. Sinirleri kuvvetlendirip, bağırsak kurtlarını döker ve ateş düşürür. Ancak çok güçlü bir besin olduğu için bazen alerjiye neden olabilir.
Çilek satın alırken dikkat etmeniz gerekenler;
Canlı kırmızı renkli ve lekesiz olanları seçin. Satın aldıktan hemen sonra tüketin. Buzdolabında 1-2 gün saklayacaksanız, saplarını koparmadan ve yıkamadan geniş bir kase içinde saklayın. Çilekleri yıkarken saplarını ayıklayın. Taze olarak sofrada yararlanılmasının yanı sıra çileğin pastası, reçeli, marmelatı, kompostosu, dondurması, şırası ve likörü de yapılabilir.

Evde kolaylıkla hazırlayabileceğiniz maskelerden bazıları şunlar:


Güzelliğine özen gösteren kadınlar için cilt maskeleri her dönemde gözde kozmetikler arasında yer alıyor ve kadınlar bu ürünler için para dökmekten çekinmiyor. Oysa yumurta, bal ve yoğurt karışımlarıyla hazırlanan maskeler, sahip oldukları işlevleri ile kozmetik dükkanlarında satılan pahalı maskeleri aratmıyor.
BESLEYİCİ MASKE
İçinde bulunan badem yağı ve yumurta sarısı sayesinde cildi sanki yeni doğmuş bir bebeğinki gibi yumuşacık yapan bu besleyici maskeyi ayda 1 kez uygulayabilirsiniz.
Malzemeler:
3 tatlı kaşığı toz haline getirilmiş badem 1 tatlı kaşığı badem yağı 1 tatlı kaşığı krema 1 adet yumurta sarısı
Hazırlanışı:
Yoğun bir kıvama gelinceye kadar bütün maddeleri bir kasede karıştırın. Gözlerin etrafına gelmeyecek şekilde maskeyi yüzün tamamına sürün. 15-20 dakika dinlenmeden sonra ılık suyla durulayın.

ONARICI MASKE
Özellikle yaz aylarında uzun süreli güneş banyolarının ardından uygulamak için ideal bir maske. Bal ve gliserinin yumuşatıcı etkileri sayesinde cildin nem oranını arttıran bir maske.
Malzemeler:
• 1 adet limon
• 3 çorba kaşığı bal
• Gliserin
Hazırlanışı:
Limon suyuyla balı hızlı hareketlerle iyice karıştırın. 15 gram gliserini ilave edin. Özlü bir karışım elde edinceye kadar karıştırın. Hazırladığınız maskeyi masaj yapmadan yüzünüze ve boynunuza yayın. 15 dakika kadar yüzünüzde dinlendirdikten sonra ılık suyla temizleyin.

DİNLENDİRİCİ MASKE
Bu maske aynı zamanda yüzünüzün daha kolay bronzlaşmasını sağlar. Karışımdaki malzemeler cildi besler ve aynı zamanda pürüzsüz bir görünüm almasına yardımcı olur.
Malzemeler:
• 1 adet yumurta sarısı
• 1 kase yoğurt
• 1 tatlı kaşığı zeytinyağı
• 5 damla havuç yağı
Hazırlanışı:
Yumurta sarısını 2 tatlı kaşığı yoğurtla çırpın. Zeytinyağı ve havuç yağını ekleyin. Karışımı yüzünüze ve boynunuza sürün. 20 dakika kadar dinlendirip ılık suyla temizleyin.

Anlatılmaması gereken 5 sır...


İlişkilerin başlamasını basitçe şöyle açıklayabiliriz; Bir erkek ve kadın birlikte dışarı çıkar, biraz şarap içerler, tekrar eve gelirler, zamanla ilişkileri daha ilerler, birlikte güler, kavga ederler veee beklenen olur, çift haline gelirler..
Biraz gizem ilişkiyi uzatır
Daha sonra birşeyler olur. Birbirlerine dair herşeyi paylaşırlar. Korkularını, hayallerini, düşündüklerini, faturalarını, ilaçlarını.. Biraz romantizm biraz karışık olmaya başlar. Çoğu ilişkilerde çok fazla paylaşım vardır ancak doğru zamanda doğru şeyi paylaşmak önemlidir. İlişkilerin uzun süre devam edebilmesi için, biraz merak ettiren gizem her zaman iyidir. Burada kendinize saklamanızı önerdiğimiz 5 sır yer alıyor. Burada partnerinize karşı dürüst olmayın anlamını çıkarmayın, 5 sırrı okuduğunuzda partnerinizden birşey saklamayacaksınız!
'Zamana ayak uyduramamıyorsun'
Partnerinizin odanın içinde dolaştığı ve gözlerinizi birbirinizden alamadığınız zamanlar olacak. Ancak bazen de birbirinize hiç çekici gelmeyebileceksiniz. Eğer beğendiğiniz birine benzemesini istiyorsanız veya stil sahibi olsun istiyorsanız hoşlandığınız şeyi övün. Bu ona duygularını incitmeden zamana ayak uydurması yönünde mesaj vermenizi sağlar.
'İşyerinde diğerleriyle flört ederim'
Yalan söylemeyin! Erkeklerin % 40'ı ve kadınların % 35'i patronları onlara bakmasa bile flörtöz hareketlerde bulunur. Patronunuza bakacak zamanınız yoksa bile, 8, 10, 12 saat harcadığınız iş yerinizdeki flörtöz ve çekici patronunuza diğerlerinden önemli olduğunuzu göstermek istersiniz. Bunu yöneticiniz size bakarken, kokunuzla veya davranışlarınızla yaparsınız. Cinsel sırlarınızı paylaşmak ister misiniz? Hollwood ünlülerinin çekiciliğini itiraf edin ama yöneticinizin tavırlarını asla!
'Arkadaşlarına katlanamıyorum'
Partnerinizin arkadaşları 3 farklı kategoride sınıflandırılabilir; Mükemmel bir paket, yeterince hoş ve siz ikiniz nasıl bir arada olabiliyorsunuz? Bu son kategorideki arkadaşlar çılgın olabilirler. Sorun ne olursa olsun konuşma özgürlüğünüz var. Arkadaşlarından hoşlanmak zorunda değilsiniz ama partnerinizin onlarla sizinle olduğundan daha uzun bir geçmişi olduğu bir gerçek! Kişisel puanlama listeni kendine sakla.. Arkadaşlarıyla kavga etmenin ayrılık sebebi olduğu biliniyor.
'Hala eski aşkımı düşünüyorum'
Eski aşkınızı düşünmeniz doğal gelebilir.Ancak partnerler için internet eskisinden daha büyük bir korkuya neden oluyor. Eski aşkınızı internette arıyorsanız, bu partnerinizi kıskandırabilir. Eskileriniz bırakın geçmişte kalsın ve partnerinizle onlar hakkında hiç konuşmayın!
'Sensiz yaşayamam'
Niçin? Birincisi bu doğru değil; siz onlarsız yaşayabilirsiniz. İkincisi uzun ilişkilerin sırrı kendi hayatınıza sahip olmanızdır. Ona aşık olduğunuzu, hoşlandığınızı, tutkuyla bağlı olduğunuzu , takdir ettiğinizi söyleyebilirsiniz. Sensiz yaşayamam diyemezsiniz. Bir partner asla kapana kısılmış gibi hissetmekten hoşlanmaz. İster erkek ister kadın olsun her gün sizinle birlikte olmayı seçmek ister. Ve sizde onunla olmayı seçmekten zevk alırsınız.

Seksi Dudaklar!..


ABD 'de yapılan bir araştırmaya göre dudaklar vücudumuzun en seksi uzvu. Uzmanlara göre kalın dudaklı olanlar seksi sayılırken ince ve kasılmış dudaklar soğuk ve davetkâr olmayan bir kişiliği yansıtıyor.
DOĞAL KALINLIK SEKSİ, ESTETİK İTİCİ
İri dudaklı insanlar daha seksi kabul ediliyor ama kolajen veya implant ile aşırı derecede büyütülmüş dudaklar erkeklere itici gelebiliyor.
Araştırmayı yürüten Kentucky’deki Louiville Üniversitesi’nden Profesör Michael Cunningham ve arkadaşları, gönüllü bir gruba kadın ve erkek yüzlerinin resimlerini gösterdi. Sonradan bir miktar değiştirilen bu yüzler arasında en çok seçilenler büyük dudaklılarınki oldu.

Prof. Cunningham erkeklerin kadınların dudaklarında sıcaklık, cömertlik ve duyarlılık aradığını belirtiyor. Buna göre sıkıca kapalı dudakların sahipleri, karşılarındakini iyice tanımak isteği duymadığı intibası uyandırıyor. Kadınlara göre bir erkeğin dudakları çok efemine ve çok duyarlı bir görünümde olmamalı. Ancak yine de dudaklarda bir miktar cömertlik ifadesi de aranıyor.

Kadın olmanın 18 avantajı


1. 30 yaşından sonra tepenizdeki saçlar dökülmeye başlamıyor.
2. Birden fazla uyarılma noktasına sahipsiniz.
3. Burun ve kulaklarınız kıllarla kaplanmıyor.
4. Aylık giderinizin bir bölümünü erotik dergilere ayırmak zorunda değilsiniz.
5. Hem duygularınız var, hem de bunlar hakkında konuşabiliyorsunuz.
6. Ne kadar içerseniz için, kemerinizi asla bira göbeğinin altından bağlamak zorunda değilsiniz..
7. Doğuştan doğru hediyeyi verme yeteneğiniz var...
8. Meşrubat kolilerini 6'ncı kata kadar kendiniz taşımak zorunda değilsiniz.
9. İstatistiklere göre, siz kocanızdan 7 yıl daha uzun yaşayacaksınız.
10. Otomobilin patlayan lastiğini değiştirmeyi bilmek zorunda değilsiniz.
11. Yuvarlak meşin olmadan da hafta sonunun tadını çıkarabiliyorsunuz.
12. Sinemada gözyaşlarına boğuldunuz diye utanmanıza gerek yok.
13. Ömrünüzün 2 bin 600 saatini tıraş olarak harcamıyorsunuz.
14. Yatakta başarısız olma duygusunu tanımıyorsunuz.
15. Umumi tuvaletlerde herkes sizi izlemiyor.
16. İlle de bir kariyer sahibi olmak zorunda değilsiniz.
17. Komşunuza en büyük sırlarınızı bile anlatabilme gücüne sahipsiniz.
18. Anne olmanın mutluluğunu yaşayabiliyorsunuz

İdeal kadın nasıl olmalı?


:=) Biri bana  bende olmayan sende olan ne demişti???
İşte yantım KARAKTER  ... Ben tam ankette bahsedilen kadın tipiyimdir fazlası var eksiği yok:=)
Tabi paylaştığım bu bilgileri uygulamaya kalkarsanız taze sıfır yıpranmamış ilişki de uygulayın iişten geçmiş sevdalara pek uymaz ::) benden sölemesi...

Erkeklerin hayatları boyunca aradıkları, hatta seçmekte zorlandıkları ideal kadın profili belirlendi.
İşte ideal kadın tarifleri...
Telefonla gerektiği kadar konuşmalı.
Kadınların telefon konuşmalarını saatlerce uzatmaları erkeklerin sinirlerini bozuyor.
Ağır makyaj yapmaktan, aşırı parfüm ve çok çarpıcı ojeler kullanmaktan kaçınmalı.Özel günlerde
Böyle görünen kadınlar daha çok ilgi çekse de erkeklerin tercihi doğal ve masum güzellikten yana oluyor.

Televizyon dizilerine bağımlı olmamalı.
Yaşamını bu dizilere göre programlayan ve bu saatlerde dünyadan kopan kadınları anlayamayan erkekler, doğal olarak onlardan uzaklaşıyorlar. Tv pek izlemem

Lüks tutkunu olmamalı, alışveriş sırasında da mantığını koruyabilmeli. Markaya para vermem.
Taksit imkanı var diye eve gereksiz eşyalarla dolu paketler taşımamalı. Aşırı tutmlu biriyimdir öğretmesinide bilrim..
Alkol ve sigaradan uzak durmalı. Zaten yok..
Beğendikleri kadınları aynı zamanda birer anne adayı olarak gören erkekler kötü alışkanlıkları olan kadınlardan içgüdüsel olarak uzaklaşabiliyorlar.
Formuna dikkat etmeli. Ehh arada bi..
Ama her yemeğe ‘diyetteyim’ diye başlamamalı. Çünkü bu erkekleri en çok sıkan kelimelerden biri…
Evi ya da odasını oyuncaklarla doldurmamalı.
Sadece görüntüsü güzel diye evi hiçbir işe yaramayan eşya kalabalığına boğmamalı.
Türkçe’yi kötü kullanmamalı. Konuşmasını iyi bilriim Zeki bir başak burcuyum..
Bol bol yani, filan, şey gibi kelimeler kullanan ve argo konuşan kadınlar yerine etkili ve tane tane bir konuşma her zaman daha çekici geliyor.
Sadece kızlarla değil erkeklerle de arkadaş olabilen kadınlar, erkeklere daha çekici geliyor.
Böyle kadınlarla daha kolay ve iyi iletişim kurabiliyorlar.
Çocuk taklidi yaparken itici olmamalı. ::) Ben çok yaparım * annem *olim* yafrum*bidenem* vs :)
Kadınların şirin olmak adına yaptıkları küçük çocuk taklitleri yerinde ve dozunda olmadığında erkeklerde ters tepki yaratabiliyor.
Kıskanç olmamalı. :=) hiçç kıskanç değilim..  :) :)
Sevgilisini sürekli sorgulayan ve takip eden kadınlar, kendilerine güvenmedikleri mesajını vererek çekiciliklerini kaybedebilirler.
Erkeğin her şeyiyle ilgilenmemeli. :=) Kesin..
Bazen annesinden daha ileriye geçerek, erkeğin her işiyle ilgilenen kadınlar, aradaki büyünün bozulmasına ve erkeğin kaçmasına neden oluyorlar.
İç dünyasında huzurlu olabilmeli. :=) Kesin
Geçmişte yaşadığı psikolojik sorunları ve ailesel problemleri çözümleyememiş kadınların, erkeklerin gelecek planlarına girmeleri zorlaşıyor.
Kendi ayakları üzerinde durabilmeli. :=) kesin
Hiçbir işlerini bir erkeğin yardımı olmadan yapamayacağını düşünen kadınlar, erkeklerde önceleri bir koruma duygusu yaratsa da bir süre sonra bu duygu sıkılmaya dönüşüyor.

Duygusal zekanızı ölçün


Çiftler bu testi önce kendi bakış açılarıyla, sonra kendilerini eşlerinin yerine koyarak doldurmalı. Aynı kişinin doldurduğu iki ayrı test ortalaması, daha gerçekçi sonuç verir.

SORULARA AŞAĞIDAKİ CEVAPLARI VE PUANLARI VERİN:
Az (1) Sıklıkla (2) Her zaman (3)
1. Strese dayanıklıyım.
2. Alışkanlıklarımın esiri değilim.
3. Eşim için rahatımdan fedakârlık yaparım.
4. Kendime hâkim olurum.
5. Sevgimi açıkça ifade ederim.
6. Yeterince iyimserim.
7. Eşimi çok az eleştiririm.
8. Eşim çok az sinirlendiririm.
9. Eşime güvenirim.
10. Cinsel mutluluğu önemserim.
11. Evin düzenli olmasını önemserim.
12. Birlikte yemek yemek beni çok mutlu eder.
13. Eşimin morali bozuksa hemen anlarım.
14. Eşimle göz teması kurarım.
15. Eşimin iyi davranışlarını takdir ederim.
16. Sorunlar karşısında olaylara sadece kendi açımdan bakmam.
17. Alışverişte sadece kendi ihtiyacımı düşünmem.
18. Eşim için riske girebilirim.
19. Eşimi mutlu görmek beni mutlu eder.
20. Eşim neşeliyken keyfini bozacak şeyler yapmamaya dikkat ederim.

DEĞERLENDİRME:
0-20 puan: Ortalamanın altındasınız. Uzman yardımı almanızda fayda var.
20-40 puan: Ortalama durumdasınız. Daha mutlu olmak için çabalayın.
40-60 puan: Örnek gösterilecek bir eşsiniz.

Hangi zeka türüne sahipsiniz?



Sözel zeka:
Kelimeleri etkili kullanma yeteneğidir. Dinleyerek öğrenmeyi sever, duygu ve düşüncelerini sözel ifadelerle aktarırlar. İyi yazarlar, iyi anlatırlar, kitap okumayı, kelime oyunları severler. Kavramlarla ve kelimelerle düşünürler. Sözel zekaya sahip insanlar daha çok yazar, gazeteci ve politikacı olurlar.

Sayısal zeka:
Sayısal zekası yüksek olanlar sebep-sonuç ilişkisi kurmayı, “neden” demeyi severler, çok soru sorarlar. Olayları kategorize ederek bağlantılar kurmaya kafa yorarlar. Hesap yapmayı, bir makineyi söküp nasıl çalıştığını görmeyi severler. Nedenini bilmediği şeyi fazla akılda tutamazlar. Bilim adamı, matematikçi ve bilgisayar programcısı olma ihtimalleri yüksektir.

Görsel zeka:
Görsel zekası yüksek olanlar işittiklerini değil de, gördüklerini akıllarında daha iyi tutarlar. Film ve slayt gösterileri eşliğinde öğrenmeyi severler. Hayal dünyaları geniştir. Resimli kitaplara, sanatsal etkinliklere yatkındırlar. Renklere çok hassastırlar. Mimar, fotoğrafçı ve dekoratör olabilirler.

Müzik zekası:
Ritim, nota, ses tonu, ahenk, melodi gibi müziksel unsurlara aşırı duyarlıdırlar. Müziksel unsurları hemen fark ederler, değerli bulurlar ve ifade ederler. Nota, solfej bilmeseler bile, melodileri hemen akılda tutarlar. Müzik eşliğinde çalıştıklarında öğrendiklerinin kalıcılığı artar. Tempo tutma, mırıldanma, ıslık çalma, eşlik etme, müzik dinleyerek kitap okuma sevdikleri şeylerdir.
Bedensel zeka:
Bir sorunu çözmek, bir model oluşturmak, bir şeyler üretmek için bedenlerini, ellerini, parmaklarını kullanabilme gücüdür. Bedensel zekası yüksek olanlar, duygu ve düşüncelerini dokunarak, hareketlerle anlatmada beden dilini kullanmaya çok yatkındırlar. Koşmayı, zıplamayı, mimik ve jestleri kullanmayı, bir yerler inşa etmeyi çok severler. El becerileri iyidir, tamir işlerini çok rahat yaparlar. Başkalarının mimik ve jestlerini kolayca taklit ederler. Sporcuların, aktörlerin, heykeltıraşların çoğu bedensel zekası yüksek olan insanlardır.

Sosyal zeka:
Çevresindeki insanların duygularını, isteklerini, ihtiyaçlarını anlama, ayırt etme ve karşılaştırma gücüdür. Sosyal zekası yüksek olanlar, insanları tanıma konusunda çok başarılıdırlar. Liderlik özellikleri vardır. Yüz ifadelerine ve seslere, insanlardaki farklılıklara duyarlıdırlar. Yüzleri çok iyi okurlar. Analiz etme, yorumlama ve değerlendirme kapasiteleri yüksektir. Sözlü ve sözsüz iletişimde yetenekleri üstündür. Organize etmeyi, lider olmayı, başkalarına yardım etmeyi, empatik iletişimi ve öğretmeyi severler. Genellikle danışman, öğretmen ve siyasi lider olurlar.

İçsel zeka:
Kendi ile ilgilenme, kendini tanıma, güçlü zayıf taraflarını fark etme yeteneğidir. Kim olduğu, neyi yapmak istediği, nelere yönelmesi gerektiğini, nelerden uzak durması gerektiğini bilme kapasitesidir. Bir şeyi düşünürken kendi duyguları, ilgisi, ihtiyaçları ve istekleriyle amaçlarını bağdaştırmaya çalışırlar. Bağımsız olma, kendilerini açık ve net dile getirme, olaylardan ders almaya yatkındırlar. Psikolog olmaya yatkındırlar.

Doğal zeka:
Çevre, doğa olayları, ekolojik unsurlara aşırı duyarlıdırlar. Düşünürken doğa formları, hayvan- bitki figürleri ile düşünürler. Hayvan beslemeyi, doğayı, toprakla uğraşmayı önemserler. Mevsimler, iklim olayları ile ilgilenirler. Hava tahmin konularına ilgi duyarlar.

29 Ekim 2009 Perşembe

Dilli Düdük...

Bu günde sardım anketlere sıkıntı geldi walla dimi şekerler ...
Tarkan hayranıyım bu arada hadi biraz keyfiniz yerine gelsin şekerciklerim...

wayy anam way !..

Almanya'da yapılan araştırmaya göre genç sevgili erkeğin ömrünü uzatıyor.


Almanya'daki Max Planck-Enstitüsü'nde yapılan bir araştırmaya göre, genç sevgilinin erkeğin ömrünü uzattığı ortaya çıktı. Bilim adamı Sven Drefahl'ın demografik gelişim üzerine yaptığı araştırmaya göre, sevgilileri kendilerinden genç olan erkekler daha uzun yaşıyor.

Demography dergisinde yayımlanacak olan araştırmada Drefahl, Danimarka'da yaşayan 50 yaşın üzerinde 2 milyon evli erkeğe ait verileri analiz etti.
Sevgillierinden 7 - 9 yaş daha yaşlı olan erkeklerin, sevgilileri ile hemen hemen aynı yaşlardaki erkeklere oranla yüzde 11 oranında daha az ölüm riskinin bulunduğu görüldü. Ancak bu durum kadınlarda farklılık gösteriyor.
Sevgilileri 7 - 9 yaş genç olan kadınlarda ölüm riski yüzde 20'lere kadar ulaşabiliyor. Erkeğin genç, kadının yaşlı olduğu grupta erkeklerin ölüm riski yüksek.

 Bakın şu erkelerin yaptıklarına sizi akıllılar sizi  kendi sağlıkları için bile genç partner he ???
 Neden genç hanımı tercih ederler acaba ???
 Sevdikleri içinmi akıllı olduğu içinmi ??
 Sırf genç ve güzel oldukları  içinmi ?? Biz bunları düşüne duralım beyler bizden kaç sene öndeler   ::))
 Araştırmaya bak 7-9 yaş farkı iyimiş  valla :)
bu rakamı 2 ye katlarsak demmekki iki kat genç partneri olan   erkekler  bu anketteki erkeklere  2 kat fark atarlar wooww erkek olsaymısım keşkem be ...   :)

Sosyal hayatta pek kabul edilir olmasa da, küfür etmenin insan doğasına iyi geldiği ortaya çıktı. Yapılan araştırmalar sonucu, küfür eden kişi, acılarından daha kolay arınıyor.


Ben kolay kolay kendini kaybeden biri değilimdir. Hatta allah bana peygamber sabrı  vermiş derim kendi kendime.. Susmasını'da iyi bilirim konuşmasını'da yeterki beni çileden çıkarmasınlar hanımlığımı korumasını gayet iyi bilirim ama kimseye hak etmediği bir şeyi asla söylemem , küfür etmem , zavallı insanlar gibi başka şeylerin arkasına sığınıp tere yağ gibi üstte çıkmam  karşımdaki insan hak etmişse küfürün bile  en ağırırnı duyar benden  erkekler'den bile daha iyiyimdir bu konuda...  Ateş olmayan yerden duman çıkmaz misali ...Herkez haddini bilecek boyu kadar uzanacak laf ta olsa ... dil yarası geçmez o yüzden  her şeyi bilememize bazen gerek yoktur ama HADDİMİZİ BİLİRİZ....

İngiltere'de Keele Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma, küfür etmenin de yararları olduğu sonucunu çıkardı. Bilim adamları, küfür içerikli kelimelerin kişinin fiziksel ağrılarına iyi geldiğini ortaya koydu.

Araştırmayı yöneten Doktor Richard Stephens, küfür eden kişinin rahatlayarak sinir halinden kurtulduğunu ve bu şekilde fiziksel acı ve ağrılardan, diğer insanlara göre daha kolay sıyrıldığını söylüyor.

Stephens, "Küfür eden kişi, mücadelesini sözlerle verdiği ve savunmasını küfre başvurarak yaptığı için, agresif olma halinden çabuk arınabiliyor. Bu durum da yine kişinin kendisine iyi geliyor. Düşmanlara karşı söylenen her küfür, kişinin acılarını dindiriyor" şeklinde konuşuyor.

Kadınlar hep fazla kilolardan şikayet eder ama biraz fazla kilosu olan kadınlar daha zeki.

İsveç'te yapılan bir araştırma, ortalamanın biraz üzerindeki bir kilonun, kadınların aynı anda birkaç işi daha iyi yapabilmesine ve daha zeki olmasına yardımcı olduğunu ortaya çıkardı.

İsveç'in dünyaca ünlü araştırma merkezlerinden birisi olan Karolinska Enstitüsü'nce yapılan araştırmada, biraz fazla kilosu olan kadınların vücutlarının daha fazla östrojen hormonu salgıladıkları ve bunun da beyin fonksiyonlarını pozitif yönde etkilediği ortaya konuldu. Araştırmayı yürütenlerden Petra Thilers, bu konuda basına bilgilendirmede bulunurken, araştırmanın amacının "cinsellik hormonlarının beyin fonksiyonlarını nasıl etkilediğini tespiti" olduğunu kaydetti.

On yıllık bir dönem içerisinde 40 ila 66 yaş arasındaki 301 kadını takip ettiklerini söyleyen Thilers, Expressen isimli gazeteye; bu kadınların hormon seviyelerinin düzenli olarak ölçüldüğünü ve ona göre değişik testler yapıldığını aktardı. Buna bağlı olarak beyin ve hafıza kapasitesindeki değişiklikleri de incelediklerini dile getiren araştırmacı Thilers, kadınlardaki kilonun beyin üzerindeki bu pozitif etkisini gözlemlediklerini ifade etti. Thilers ayrıca bu fazla kilonun özellikle orta yaşa geçiş aşamasında yardımcı ve faydalı etkilerinin olduğunu ve beyni koruduğu iddia etti.

Bu tespite rağmen, İsveçli araştırmacı Thilers, şöyle bir uyarıda bulunmayı da ihmal etmiyor: "Buna rağmen kimseye fazla kilolu olmasını tavsiye edemem. Çünkü fazla kilonun sağlığa birçok negatif etkileri var."

İngiltere'de Northumbria Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma, kadınların kendilerini güldüren erkeklerden daha çok hoşlandıkları yönündeki yaygın görüşü kanıtladı.

Araştırmaya göre kadınlar kendilerini güldüren erkeklerin daha zeki ve daha dürüst olduklarını, dolayısıyla daha iyi aile babası olacaklarını düşünüyorlar.
Sabah'ta yer alan habere göre araştırmayı yürüten uzman Kristofer McCarty, gazetelerdeki ve internetteki eş arama ilanlarına göz atıldığında, araştırma sonuçlarının daha iyi anlaşılabileceğini, çünkü kadınların çoğunluğunun zekice yazılmış ve mizah dozu yüksek ilanlardaki kişileri tercih ettiklerini belirtiyor.

Ben ağızı fazla laf yapan tiplerden hep ürkerim bana göre çok cıcktırlar sevmem bu tipleri ama ankete bakılırsa o tipler daha popüler..

Balık hafızası bildiğiniz gibi 3 saniye değilmiş.

“Balıkların hafızası 3 saniyedir” miti yıkıldı. Bu sözün bir efsane olduğu olduğu, balıkların aslında 5 ay öncesine ait bilgileri hatırlayabildiği belirlendi. Balıkların eğitilebileceğini de gösteren araştırmalara göre, balıklar fareler kadar akıllı...

Yaygın kabul gören bir mit, balıkların en fazla 3 saniye öncesinin bilgilerini hafızalarında tutabileceklerini söyler. Ancak İsrail’de yapılan son araştırma bunun doğru olmadığını, balıkların 4-5 ay öncesine ait bilgileri hatırlayabildiğini, dahası balıkların eğitilebileceğini gösterdi. Elde edilen yeni bilgilerle, daha ekonomik ve daha çevreci balık çiftlikleri kurulabilir.
2003 yılında Pixar yapımı Finding Nemo (Kayıp Balık Nemo) çizgi filmindeki minicik hafızalı Dory karakteri, sürekli unutan ve bir an parlayıp bir an kaybolan düşünceleriyle izleyicinin yüzünü güldürmüştü. Ancak son bulgular, Dory’nin aksini ispat ediyor. Üç saniyelik hafızalarıyla bilinen balık dünyası, bilim adamlarını şaşırttı ve ses sistemiyle yapılan araştırma asıl gerçeği ortaya koydu.
İsrail’deki Technion Teknoloji Enstitüsü’nde yapılan araştırmada, yavru balıklara yemleri düzenli olarak belirli bir ses eşliğinde verildi. Yaklaşık bir ay süren eğitimden sonra balıklar, açık denizdeki balık çiftliklerinde kendilerine ayrılan bölümlere salıverildi. 4-5 ay sonra balıklar yetişkin olup avlanma zamanı gelince, daha önce bir ay boyunca yem verilirken çalınan ses yinelendi ve balıkların aradan uzun süre geçmesine rağmen sese geldikleri görüldü.
Uzmanları bu deney sonrasında elde ettikleri bulgularla ‘eğitilmiş’ balıkların, ekonomik olarak çok değerli olduklarını, balıkların eğitilmesi ile balık çiftliklerinin giderlerinde önemli tasarruf sağlanabileceğini tahmin ediyor. Yeni bulgular, sık sık çevreye zarar verdiği gerekçesiyle eleştiri konusu olan balık çiftliklerinin, çevreye minimum düzeyde zarar verecek biçimde inşa edilebilmesine de olanak tanıyor.